SÜRPRİZLERLE DOLU BİR GASTRONOMİ CENNETİ: LVİV

YAZI: BURÇAK ŞENER

Büyüleyici mimarisi, sanat ve tarih kokan sokakları, müthiş çikolataları, enteresan kafeleri ve kaybolmaktan büyük zevk alacağınız sokakları ile Lviv’de beklentilerin çok üzerinde bir karşılama komitesi bekliyor sizi. Şaşırtan, ‘en kısa sürede tekrar gelmeliyim’ dedirten bu şehri keşfetmeli.

Maceraperestliğimi giyinip kaçma isteğimin canlandığı bir anda karşıma Ukrayna’nın Unesco kültür mirası listesinde yer alan ‘romantik’ şehri Lviv çıktı. Şehri hızlıca araştırdıktan sonra Lviv’e gitme isteğim katbekat artarak daha da büyüdü.

Rota Ukrayna olunca vize randevularına, toplaması yorucu belgelere gerek kalmadan biletinizi alıp yola koyulabiliyorsunuz. İstanbul’dan 1 saat 50 dakika süren uçuşla Lviv Havaalanı’na ulaşabiliyorsunuz. Hava alanı ile şehir merkezinin arası oldukça kısa bir mesafe. Küçük bir not; Lviv’de taksi kullanmaktan çekinmeyin, oldukça hesaplı.  Yaklaşık 15 dakikalık bir taksi yolculuğunun ardından Rynok Meydanı yakınlarındaki otelime bir hışımla bavulumu bırakıp kendimi Lviv sokaklarına attım. Neden mi bir hışımla? Çünkü şehir merkezine giderken camdan gördüğüm şehrin silüeti beni öylesine büyüledi ki, bir an önce Lviv sokaklarında kaybolmalıydım. Sakin, şahsına münhasır, kocaman bir açık hava müzesinde geziyormuşsunuz gibi hissettiğiniz bir şehir burası. Ukrayna’nın batısında Polonya sınırında yer alan Lviv, ismini kurucusu Prens Daniel Galytskiy’nin oğlu Leo’dan (Lion) alıyor. Kentin dokusu ve mimarisi ise çokça barok yapı ile birlikte hemen hemen hiç bozulmadan günümüze kadar korunmuş.

İlk durak çikolata fabrikası
Daha önce görmediğim bir ülkeye gidiyorsam mutlaka kafamda ‘görmeden dönme’ listemi hazırlar ve yola öyle koyulurum. Lviv için hazırladığım liste bir hayli uzundu fakat önceliği  ‘Lviv Çikolata Fabrikası’na vermeliydim. Beş katlı bir binada yer alan çikolata fabrikası içeri girdiğiniz anda çikolata kokuları ve sevimli dekorasyonuyla sizi karşılıyor.

Giriş katında cam ile ayrılan bölümde ustaların çikolatalara nasıl şekil verdiğini izledikten sonra ikinci kata çıkıyorum. Burası çikolata satışının yapıldığı kat.  Açık ve paketlenmiş olarak alabileceğiniz onlarca çeşit çikolata (aslında sanat eseri demem daha doğru olur sanırım) arasında kendinizi kaybedebilirsiniz. Topuklu ayakkabıdan futbol topuna kadar her şekilde çikolatayı bulabilmek mümkün. Üç ve dördüncü katlardaysa kahve satışı yapılıyor, uzunca bir merdiven yolculuğunun sonunda beşinci kat zafere ulaşmak gibi. Terasın yer aldığı bu kat küçük yuvarlak masalar, üzerindeki danteller ve hayran kalacağınız Lviv manzarasına eşlik eden sıcak çikolata ile size bambaşka bir deneyim sunuyor.

Çikolata fabrikasından çıktıktan sonra, çok yakınındaki ‘Lviv Kahve Madeni’ne doğru yol alıyorum. Maden ocağı gibi görünen bu yer aslında kahve dükkanı, fakat oldukça ilginç bir hikayesi var. 16’ncı yüzyılda kahvelerin soğuktan donmaması için Lviv halkı burayı maden yapmış ve kahveleri burada saklamış. Günümüzde ise maden ocağı konseptiyle hizmet veriyor. İçeriye girdikten sonra alt kata inerken çalışanlar size ışıklı baretler veriyor (içerisi karanlık fakat önünüzü görebileceğiniz kadar ışıklandırma mevcut.) Menü oldukça geniş ama seçiminizi Miners Coffee’den (madenci kahvesi) yana yapın derim. Metal bir kapta geliyor, masanın üzerine konuluyor ve çalışanlar alev çıkaran bir aletle gelip kahveyi yakarak karamelize ediyor. 1-2 dakika bekledikten sonra içebilirsiniz. Tadı hafif şekerli, içimiyse oldukça rahat ve lezzetli, fiyatıysa ortalama 55 grivna. (1 lira ortalama 7.50 grivna yapıyor.)

Gastronomi zengini Lviv
Lviv’de yemek konusunda sıkıntı çekmeyeceğiniz garanti. Avrupa’da en çok kafe ve restoranın bulunduğu şehirlerin başında geliyor burası ve yeme-içme konusunda oldukça fazla şey vadediyor. Geniş porsiyonlarıyla hem doyurucu hem de lezzetli olan pek çok alternatife rastlamak mümkün. Ben ilk günün sonunda akşam yemeği için opera binasının çaprazında bulunan, pizzaları ve makarnalarıyla ünlü Da Vinci’yi tercih ediyorum. Seçiminizi deniz mahsullü pizzadan yana yapmanızı tavsiye ederim. Taş ocakta pişen pizzalar neredeyse İtalyan pizzalarını aratmaz nitelikte.  Ama Ukrayna mutfağına dair tatları denemek isterseniz hemen hemen her restoranda satılan vareniki’ye şans verin. Ukrayna mutfağına özgü bir mantı olan vareniki, bizdeki mantıya oranla oldukça büyük ve genellikle patates, peynir veya mantar seçeneğiyle sunulmakta. Borş çorbası da Lviv’in meşhur lezzetlerinden biri, aklınızda olsun.

Kafe ve restoran açısından bu kadar zengin bir şehirde, yüzlerce olasılık içinde kendinizi kaybedebilme ihtimali oldukça yüksek. Pek çok konsept mekanın bulunduğu Lviv’de yolunuzu düşürmeniz gereken yeme-içme mekanlarını mutlaka not edin.

Gasova Lampa
Rynok Meydanı’na yakın bir mesafede bulunan restoran, 1853 yılında gaz yağıyla çalışan lambaları icat eden Polonya kökenli Lvivli kimyager Ignacy Lukasiewicz’in anısına yapılmış. Restoranın girişinde Ignacy Lukasiewicz’in masa başında oturan bir heykeli bulunuyor. Mucit heykelinin karşısındaki boş sandalyeye oturup fotoğraf çektirmekse adetten. Aynı zamanda müze olan restoranın duvarlarında 200 kadar gaz lambası sergileniyor. İyi yemek ve keyifli bir atmosfer için tercih edebilirsiniz; ızgara etleri ve likörleri ise menünün en çok tercih edilenleri arasında.

Kryivka
Lviv’deki şüphesiz en ilginç mekanlardan biri Kryivka. Meydanda, 14 numaralı binada yer alan mekan İkinci Dünya Savaşı’nda sığınak olarak kullanılmış, günümüzde ise askeri restoran temasıyla hizmet veriyor. Mekanın kapısında üniformalı bir adam bekliyor. Kapıyı çaldığınızda size ‘Slava Ukrainy’ (zafer ukrayna) diyor, siz de yanıt olarak ‘Geroyam slava’ (kahramanların zaferi) diyorsunuz ve kapı açılıyor. Tabii bu işin parodisi, kapıdaki görevli zaten söyleme tarzınızdan yabancı olduğunuzu anlıyor. Kitaplık görünümlü gizli bir kapıdan geçtikten sonra içeri giriyorsunuz. Temalı restoranlardan en ilgi çekicisi olan mekanın içiyse gerçek bir sığınak. Yemeklerin şahane olduğu Kryivka’ya giderken rezervasyon yaptırmanızı tavsiye ederim.

Beer Theatre ‘Pravda’ (Bira Tiyatrosu)
Rynok meydanının hemen köşesinde yer alan üç katlı bir bina burası. Geniş bir bira yelpazesine sahip olan mekan tiyatro tarzında dekore edilmiş bir bira evi. Canlı müziğin eşlik ettiği yemekler ise çok keyifli. Giriş katındaki bira üretim alanını ziyaret edebilir mağaza bölümünden bira satın alabilirsiniz.

Masoch Cafe
Lviv’in bir diğer temalı mekanı da burası. Bu kafe, mazoşizm kavramını kitaplarında sıkça kullanan ve mazoşizm kelimesinin isim babası olan Leopold von Sacher-Masoch’un anısına açılmış bir restoran-bar. Girişindeyse Sacher-Masoch’un bronz bir heykeli bulunuyor. Kokteylleri kesinlikle denemeye değer.

Şehir Yıldızı: Opera Binası
Lviv’i neredeyse ziyaret eden her turist burayı Roma’ya benzetiyor. Küçük bir şehir olsa da mimarisiyle göz dolduran Lviv, onlarca müze ve 100’ün üzerinde kiliseye ev sahipliği yapıyor. Kültür ve sanat kokan bu şehir, heyecan veren birçok yapıya sahip. Bunlardan en önemlisi, şehrin simgesi sayılabilecek, Lviv’in kalbinin attığı Opera Binası. Binayı ilk gördüğümde ağzımdan ‘harika’ kelimesi çıkıyor. Opera binasını ilk kez gören herkesin en sık kullandığı kelime sanırım bu olmalı. Tatilimin son günü opera sezonunun açıldığı güne denk geldiği için (evet, fazlasıyla şanslıyım) hemen biletimi alıp sabırsızlıkla operanın başlama saatini bekliyorum. Burası Avrupa’daki opera binaları ile kıyaslanacak kadar başarılı kabul ediliyor ve üstelik Paris veya Viyana’nın aksine burada opera izlemek çok daha uygun fiyatlı olması nedeniyle avantajlı. Biletimi ortalama 120 grivna’ya alıyorum.

Opera binası mimar Zygmunt Gorgolewski tarafından Poltva nehrinin üzerine inşa edilmiş. Hatta inşa edildiği dönemde, bu durum büyük tartışmalara yol açmış. Bina, aradan 120 yıl geçmesine rağmen tüm heybeti ve görkemiyle dimdik ayakta duruyor. Lviv’e kadar gelmişken, binlerce sanatseveri buluşturan bu benzersiz yapıda opera veya tiyatro izlemeden dönmeyin derim.

Yapmadan dönmeyin!
• Şehri Lviv sokaklarında kaybolarak keşfedin.

• Neredeyse her yanı bisiklet yollarıyla çevrili olan Lviv’de bisiklet kiralayın, size de iyi gelecek!

• Rynok meydanındaki sevimli kafelerden birine oturup, bu romantik şehri izleyin. Çok keyifli…

• Şehrin tepe noktası olan High Castle’a çıkın ve günü batırmadan dönmeyin.

*Bu yazı Elele Dergisi 2017 Ekim sayısından alınmıştır.

MASAL YOLCULUĞU: MURANO, BURANO VE TORCELLO
RODOS’DA SIMSICAK BİR KÖY: LINDOS
Close Çantam
Close Listeme Ekle
En Son Baktıklarınız Close

Your personal data will be used to support your experience throughout this website, to manage access to your account, and for other purposes described in our gizlilik ilkesi.

Bir hesabın mı var? Giriş yap

Close

Close
Navigation
Kategoriler